28 Ağustos 2010

Efsane İstanbul Sergisi

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Sabancı Holding sponsorluğunda, “Efsane İstanbul: Bizantion’dan İstanbul’a - Bir Başkentin 8000 Yılı” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. 5 Haziran-26 Eylül 2010 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak sergi, İstanbul’un, Marmaray Projesi kapsamındaki Yenikapı kazılarıyla daha da geriye giden 8000 yıllık eşsiz tarihini, 500’ü aşkın eserle gözler önüne serecek. Sergi, Bizantion’dan Nea Roma’ya, Constantinopolis’ten İstanbul’a; Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış kentin görkemli tarihine ışık tutarken; ticaret, hediye ve 4. Haçlı Seferi’nde olduğu gibi yağma yoluyla çeşitli ülkelere dağılmış hazineleri bir araya getiriyor.

Sergi; İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Vatikan, Macaristan, Yunanistan, Avusturya, Belçika, Hollanda, İrlanda, Katar, Portekiz ve Rusya’daki önde gelen kurumlardan seçilen eserlere ev sahipliği yapıyor. Sergide ayrıca, Türkiye’deki devlet müzeleri ile özel müze ve koleksiyonlardan seçilen eserler de yer alıyor. Yurtdışından 39, Türkiye’den 19 olmak üzere toplam 58 müzeden seçilen geniş yelpazedeki eserler, sergi aracılığıyla ilk kez bir arada sunuluyor.
Sergide; İstanbul’un bir Roma garnizonu iken, Doğu ve Batı Roma’nın ayrılmasından sonra giderek başkente dönüşmesi, Bizans İmparatorluğu’nun gelişme, duraklama ve çöküş evrelerinden sonra 1453 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle yeni bir doğuşa sahne olması anlatılıyor. İmparatorluk başkenti İstanbul’un Avrupa tarihiyle özdeşleşen geçmişinin parlak ve çalkantılı evreleri yansıtılıyor, şehrin devraldığı çeşitli din ve inanç mirasının oluşturduğu zengin gelenek tanıtılıyor.

24 Ağustos 2010

Cehennem

Dünya film endüstrisinde her yıl binlerce film çekiliyor. Ancak bunlardan sadece 200’ü 3 boyutlu… Çünkü sadece 9 ülkede bu teknoloji kullanılabiliyor ve dünya film endüstrisine bu ileri teknoloji hizmetini verebilmek çok mühim bir iş olarak görülüyor. Avatar’dan sonra izleyicinin 3 boyutlu filmlere ilgisi oldukça arttı. Sinema sektörünün duayenlerine göre üç boyutlu film modası yıllarca sürecek, geçici olmayacak. Birçok sinema salonu oynatabilmek için dünyada 3 boyutlu film arıyor, yapımcı ve yönetmenler 3D film çekmek istiyor ancak bu hizmeti verebilen laboratuar, post-prodüksiyon hizmetleri sınırlı sayıda ülkede var. Bu hizmeti verebilen ülkelerin peşinden koşuluyor.

Milyonlarca euro’luk bir pazar hacmine sahip olan sektörde artık Türkiye’de var. Bir çılgınlık yaparak Cehennem adlı 3 boyutlu film çekme cesaretini gösteren yapımcılar Coşkun Tözen, Burak Saraçoğlu, Selva Alemdar ve teknik olarak bu filmi dünyaya kazandıran Fono Filmin sahibi Cemal Okan, Türkiye’yi bu sektörde 10. ülke yaptılar. Cehennem bir gerilim filmi. Hollywood ve Bollywood’dan sonra 3 boyutlu filmler ile Yeşilçam, Greenwood olarak dünya film sektöründe adından bolca bahsettirecek gibi. Zira Amerika ve Almanya başta olmak üzere sinema sektörünün önde gelen ülkelerinden filmi daha post prodüksiyon aşamasında izlemek üzere önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelecekler. Türkiye’nin ilk 3 boyutlu filmi Cehennem, 1 Ekim 2010 tarihinde vizyona girecek

Filmin Künyesi:
Yönetmen: Biray Dalkıran
3D Director: Erkan Cerit
Görüntü Yönetmeni: Doğan Sarıgüzel
Yapım: Fono Film, Hayalet Filmevi ve Oskar film
Yapımcılar: Cemal Okan, Coşkun Tözen, Burak Saraçoğlu, Selva Alemdar
Senaryo: Biray Dalkıran
Tür: Türkiye’nin ilk 3D korku filmi
Oyuncular: Ogün Kaptanoğlu, Tuğba Melis Türk, Pelin Eriş, Serhan Süsler
Dağıtım: Medyavizyon
Gösterim Tarihi: 01 Ekim 2010

DV8 Physical Theatre’dan Lloyd Newson İstanbul’da…

Dünyaca ünlü DV8 Physical Theatre’dan Lloyd Newson, tatbiki bir oyuncu/dansçı seçmesiyle Dans Platform İstanbul kapsamında, İstanbul’da…

Dans Platform İstanbul, bir yandan dünyaca ünlü dans sanatçılarını ilk kez İstanbul izleyicisiyle buluştururken, bir yandan da yerli koreografların yepyeni çalışmalarına ev sahipliği yapan uluslararası bir festival, eğitim ve üretim etkinliği. Çağdaş danstan klasik baleye, kıdemli profesyonellerden yeni yetişmekte olan genç koreograflara, sanatçılardan kültür yöneticisi ve akademisyenlere, tüm dans camiasını tek bir çatıda toplayan proje; 15-22 Eylül tarihlerini kapsayan sekiz gün boyunca her gece özel bir temsilin yanı sıra teknik dersler, usta sınıfları, atölyeler, söyleşi, seminer, panel ve video gösterimlerinden oluşan dopdolu bir gündüz programına hazırlanıyor. Proje aynı zamanda DansLAB adı altında Kültür Ataşelikleri ile işbirliğine girerek, yabancı koreografların yerli topluluklarla ortak üretim yapmalarını sağlıyor.
Nisan'dan Aralık'a tüm yıla yayılan Dans Platform etkinliklerinin Eylül ayağında Lloyd Newson / DV8 Physical Theatre, Meg Stuart & Damaged Goods, Emio Greco, Nigel Charnock, Hiroaki Umeda'nın yanı sıra, Paris Operası'ndan La Scala'ya dünya balesinin yıldızları ve daha niceleri...
Dans Platform İstanbul, Eylül ayında, son beş yılı aralarında bir Prix Italia ve Rose D’Or olmak üzere toplam on beş ödülle kapatan DV8 Physical Theatre’ın kurucusu ve sanat yönetmeni Lloyd Newson’ı ağırlıyor. Yerli ve yabancı dansçılardan oluşan bir kitleyi, kendi eser üretim sürecini birebir tekrar eden tatbiki bir seçmeye tabi tutacak olan Newson, bir yandan kendine özgü dans anlayışının ana hatlarını katılımcılarla paylaşırken bir yandan da katılımcıların performansları üzerinden profesyonel yaşamlarına katkıda bulunacak geribildirimlerde bulunacak. Lloyd Newson’a bu tatbiki seçmede, DV8 Physical Theatre’ın başarılı dansçı ve eğitmenlerinden Hannes Langolf eşlik edecek…
Yer: CRR Konser Salonu
Zaman: 19 Eylül 2010, Pazar, 12:30-19:30
Başvuru ve bilgi için: ep@istanbul2010.org

1001 İcat Sergisi İstanbul’da!

1000 yıllık tarihi süreçte İslam Medeniyetinin dünya bilim ve teknolojisine yaptığı katkının interaktif olarak aktarıldığı “1001 İcat” adlı sergi, Londra’dan sonra İstanbul’da açılıyor. Sultanahmet Meydanı’nda 1000 metrekarelik kapalı alanda açılacak olan sergide bilim tarihine ışık tutacak birçok eserin yanısıra teknolojinin yardımıyla geçmişe uzanan sanal tarihi yolculuklar da yapılabilecek. İslam Medeniyetindeki kültürel ve bilimsel mirasın yeni nesillere en doğru şekilde aktarıldığı sergi, 17 Ağustos’tan itibaren 5 Ekim 2010 tarihine kadar görülebilecek. Ücretsiz olarak gezilebilecek sergiyi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Londra ziyaretinde gezip serginin Türkiye’ye getirilmesini istemişti. 1001 İcat:Bilim ve Teknolojinin 1000 Yıllık Serüveni’nin aktarıldığı sergi kapsamında ayrıca konferanslar da düzenlenecek. Londra’da açık kaldığı süre içinde 400 bin kişi tarafından ziyaret edilen sergi ALJ Sosyal Sorumluluk’un global sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Bilim, Teknoloji ve Medeniyet Vakfı tarafından gerçekleştirilen ve İslam Medeniyetinin bilimsel mirasının aktarıldığı “1001 İcat” sergisi İstanbul’dan sonra Newyork’ta da bilim meraklılarına sunulacak.

1001 İcat- Bilim ve Teknolojinin 1000 Yıllık Serüveni sergisi 7’nci yüzyıldan başlayarak 17’nci yüzyıla uzanan bilimsel mirası gözler önüne seriyor. Sergi alanı Ev, Alışveriş, Okul, Hastane, Şehir, Dünya ve Evren’in temsil edildiği 7 ayrı bölümden oluşuyor. Sergiyi gerçekleştiren Bilim, Teknoloji ve Medeniyet Vakfı (FSTC) Başkanı Prof. Dr. Salim Al-Hassani, İslam Medeniyetinin bilim ve teknolojiye yaptığı katkıyı kuşaklara aktarmak için serginin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek “Lagari’nin roket gücüne dayanan uçuşları, El-Cezeri’nin filli su saati, Hezarfen’ın yaptığı kanatlar ile uçuşu, Mimar Sinan’ın mimari dehası ve birçok bilimsel eser sergide yer alıyor” dedi. ALJ Sosyal Sorumluluk Uluslararası Programlar Başkanı Fady Jameel ise 1001 icat sergisinin, bilim adamlarının günümüz dünyasının mühendislik, tıp ve mimarisine katkılarını interaktif bir şekilde ortaya koyduğunu belirterek ‘ALJ Sosyal Sorumluluk olarak üzerinde çalıştığımız birçok projede olduğu gibi, sponsorluğumuzla gelecek nesillere örnek şahsiyetler sunarak, onlarında bilim ve teknoloji alanındaki yeni çalışmalara imza atmalarını hedefliyoruz.’ şeklinde konuştu.
Serginin İstanbul’da yapılması için büyük gayret gösteren Birleşmiş Milletler Medeniyetleri İttifakı Türkiye Eşgüdüm Komitesi Başkanı Prof. Dr. Bekir Karlığa da, tarihe ait materyallerin yanında teknoloji yardımıyla gerçekleştirilen interaktif gösterilerin ziyaretçilere ilginç deneyimler yaşayacaklarını belirterek “1001 İcat Sergisi ile amacımız gençlere örnek alabilecekleri bir model sunmak ve geleceğin mühendisleri ile bilim insanlarını keşfetmek” diye konuştu.

Yer: Sultanahmet Meydanı

Tarihler: 17.08.2010~05.10.2010
Adres: Sultanahmet Meydanı

Collection Premiere İstanbul (CPI)

Global moda endüstrisinin öncü marka ve tasarımcılarını İTÜ Taşkışla’da buluşturan CPI, İstanbul’un modanın 5 başkentinden biri olmasında önemli bir misyon üstlendi.

Türkiye’nin moda ve hazır giyim dünyası için büyük önem taşıyan uluslararası moda fuarı Collection Premiere İstanbul (CPI), dünyanın moda sektöründeki öncü markalarını ve tasarımcılarını bir araya getirdi.
Tarihle tasarımın buluştuğu İTÜ Taşkışla Kampusu’nda İstanbul Fashion Week (IFW) ile eşzamanlı olarak organize edilen CPI, Türkiye’yi hazır giyim üreticisi olmaktan çıkarıp, kendi moda ve tasarımlarını pazarlayan ülke konumuna taşıyacak.
İstanbul Fashion Week’le paralel yürüyen ancak ticari çıktılarıyla farklı bir fuar olarak konumlandırılan CPI ile Türk tekstil ve moda sektörünün rekabetçi gücünün daha da arttırılması hedefleniyor.
CPI’ın açılış toplantısında konuşan Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, CPI’ın Türkiye'nin tanıtımı, tekstil üretimi ve moda açısından hangi aşamaya geldiğinin somut göstergesi olduğunu söyledi.İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları çerçevesinde tanıtımın da önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Yazıcı, ''İstanbul bütün bu etkinlikleriyle, tasarımcılarıyla dünya ölçeğinde ilham veren bir şehir olduğunu apaçık bir şekilde ortaya koyuyor'' dedi.
Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, bundan böyle Türkiye'nin dünya moda endüstrisi için çekim merkezi haline geleceğini belirterek, ''CPI gibi etkinlikler gösteriyor ki Türkiye tasarımıyla, tekstiliyle çok daha özgün ürünlerini dış ülkelere ihraç etme imkanına sahip olacak'' dedi.
İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi dünya ekonomisinin birbirini izleyen krizlerine karşı durabilmek için bir yandan yeni pazarlar ararken öte yandan mevcutları korumak için sürekli olarak kendilerini geliştirmek durumunda olduklarını belirtti.

CPI, TÜRK MODA ENDÜSTRİSİNİ HEDEFE TAŞIYACAK
CPI’ın bu ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Tanrıverdi şunları söyledi:
“Bugün 15 milyar dolarlar civarındaki yıllık hazır giyim ihracatımızı birkaç yıl içinde 20 milyar dolara, 2023’te de 60 milyar dolara çıkarma hedefimiz var.
Bu süreçte İstanbul Fashion Week ile CPI en önemli itici gücümüz olacak. Türk hazır giyim sektörü ihracatının yüzde 80’ini Avrupa’ya yapıyor. Oysa komşularımız ve Ortadoğu ülkeleri de son derece önemli bir pazarı oluşturuyor.
Yurtdışında 2 binin üzerinde mağazası bulunan Türk markaları söz konusu bölgelerde yatırım yapıyorlar. Önemli bir kısmı komşu ülkeler, Ortadoğu ile Kuzey Afrika ülkelerinde olmak üzere Türk markalarının mağaza sayısının kısa bir süre içinde 20 bine ulaşması hedefleniyor.
Bu projeksiyon içinde CPI’ın Batı ile Doğu arasında bir köprü olması, son derece önemli.
Eş zamanlı düzenlediğimiz CPI ve İstanbul Fashion Week dünya hazır giyim sektörünün bakışları bugün Türkiye’nin üzerinde. Böylesine cesur kararlar alabilmemizin altında sektörümüzün bilgi birikimine, tasarım ve üretim gücüne olan inancımız yatıyor.”
CPI BAŞKANI VOLKAN ATİK: CPI TARİHİ BİR DÖNÜŞÜMÜN BAŞLANGICI
CPI Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Atik yaptığı açıklamada fuarın Türk hazır giyim sektörüne birkaç yıl içinde en az 3-5 milyar dolarlık bir getirisinin olmasını beklediklerini belirterek, CPI ziyaretçilerinin salt bir moda ve fuar etkinliğine değil, büyük bir değişimin ve dönüşümün de başlangıcına tanıklık edeceklerini söyledi.
CPI’ın İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) tarafından, moda ve hazır giyim alanında dünyanın en büyük fuar organizasyon şirketi olan Alman IGEDO Company işbirliğiyle düzenlendiğini ifade eden Atik şöyle devam etti:
“Türkiye’nin ilk uluslararası moda fuarı olan Collection Premiere İstanbul’un yapılacağı tasarımla tarihin buluştuğu bu bina, aynı zamanda Doğu ile Batı’yı, Kuzey ile Güney’i buluşturacak.
Bir yıl sonrasının koleksiyonunu CPI’a getirecek güce sahip firmaları fuara kabul ettik. Bu ön şart, CPI’ı gerçek anlamda uluslar arası fuar konseptine taşırken, Türkiye açısından da bir ilki oluşturdu.
Ortadoğu ve Avrupa arasında bir kültür ve moda köprüsü olarak dünya modasında önemli bir yer edinecek olan CPI’da seçkin yerli ve uluslararası markalar ve tasarımcılar 2011 yılının ilkbahar – yaz koleksiyonlarını sergileyecekler, ticari anlaşmalar yapabilecekler.
CPI etkinliğinin dünyanın en fazla gelişim gösteren pazarlarının ortasında yer alan İstanbul’da düzenlenecek olması, Türk hazır giyim firmalarının tasarım odaklı koleksiyonlarını yabancı ziyaretçilere gösterebilmeleri için bulunmaz bir fırsat sunacak.
Böylece Türk hazır giyim sektörünün global dünya ile bütünleşmesinde mihenk taşı görevini üstlenen CPI, İstanbul’un dünya moda endüstrisinde ilk 5’e taşınması yolunda büyük katkı sağlayacak.”
Brüt 5 bin metrekarelik sergileme alanına sahip olan fuarda yer alacak ünlü firmalar arasında Triumph, G-Star, Gerry Weber, Perspective, 4G, Basler, Sunset, Wenice, AVVA, Didier Parakian, Colin’s, Collezione, Blue Seven gibi markalar bulunuyor.
Toplam 55 yerli ve yabancı markanın ile 28 tasarımcının katıldığı CPI 28 Ağustos 2010 Cumartesi gününe kadar açık kalacak.

18 Ağustos 2010

Baksı Müzesi

Baksı Müzesi, önümüzdeki günlerde kapılarını sanata, sanatçıya ve bölge insanına açıyor. Bayburt doğumlu sanatçı ve eğitimci Hüsamettin Koçan’ın bireysel düşü olarak 2000 yılında filizlenen, başta sanatçılar olmak üzere çok sayıda gönüllünün katkısıyla yıllar içinde gerçek bir toplumsal bir projeye dönüşen Baksı Müzesi 10 yıllık zorlu bir serüvenin sonunda tamamlandı. Baksı Müzesi’nde, geniş bir halk resimleri koleksiyonu, yerel el sanatlarını yansıtan özgün örnekler ve nitelikli bir çağdaş sanat koleksiyonu bir arada yer alıyor.
Doğu Karadeniz’de, Bayburt’un 45 km dışında, Bayraktar Köyü’nde, Çoruh Vadisi’ne bakan bir tepenin üzerinde kurulan Baksı Müzesi, çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yan yana, iç içe yer vererek sanatı yaşamla buluşturmak için yola çıkıyor. Baksı Müzesi, bir yandan sanatı toplumla, sanatçıyı doğayla bütünleştirirken, bir yandan Türkiye’nin en yoğun göç veren bölgelerinden biri olan Bayburt’a yaşam soluğunu sanatla yeniden kazandırmayı, bölgenin ekonomik yaşamını canlandırmayı hedefliyor.
Baksı Müzesi, sürekli sergileme bölümleri, dönemsel sergi mekânları, konferans salonu, kütüphane, konuk evleri ve atölyelerle 30 bin metrekarelik bir alana yayılıyor. Hüsamettin Koçan, Baksı Müzesi’ni “Yöresel seramik ve dokuma geleneklerini yeniden hayata geçirmek, insanların yaşamı sürdürecek maddi kaynağa kendi topraklarında ulaşabilmesini mümkün kılacak yolları araştırmak ve geleneksel kültürle çağdaş yaşamı buluşturacak yeni bir alan yaratmak” için hayata geçirdiğini söylüyor. Koçan,“Öğrendiklerimi ve düşündüklerimi doğduğum yere taşımak istiyorum” diyerek Baksı Müzesi’nin doğuş öyküsünü özetliyor.
Baksı Müzesi’nin bölümleri


Sergileme Salonu: 1.500 metrekarelik bu alanda Şahmaran, Köroğlu, Eshab-ı Kehf temalı halk resmi örnekleri, camaltı ve işleme koleksiyonu, yazı resimler, şifa tasları, alemler, taş baskılar, çömlek ve seramikler, ehramlar müzenin geleneksel el sanatlarını temsil ediyorlar. Müzenin çağdaş sanat koleksiyonunda yer alan açılış sergisi ise 20 çağdaş sanatçının “gelenek ve sanat” olgusuna yaklaşımlarını içeren işlerden oluşuyor.

Bayburt Evi: Özgün bir Bayburt evinin yerel mimari unsurlarını yansıtan birim etnografik eşyayı bünyesinde barındırıyor.

Konferans Merkezi: Seminer, konferans, panel ve gösterilere ev sahipliği yapacak 150 koltuk kapasiteli salonda el sanatlarının yanı sıra, ziraat, hayvancılık, sağlık konularında da eğitici programlar düzenlenecek.

Atölyeler: Sürekli üretime yönelik dokuma ve seramik atölyeleri yıl boyunca yerel halka hizmet verecek, kaybolan el sanatlarını yeniden kazandırmayı amaçlayacak. Yaz aylarında buna ek olarak, konuk sanatçıların gözetiminde çağdaş sanat atölyeleri de gerçekleşecek.

Kütüphane: Bu birimde sayıları 10 bine ulaşan sanat yayınları, halk bilimi ile ilgili yayınlar yer alıyor.

Konuk evi: Aynı anda 30 kişinin konaklayabileceği ayrı bir birim… Araştırmacılar, eğitimciler, sergi düzenleyicileri ve davetli sanatçılar için tasarlandı.

Müze Koleksiyonları
Baksı Müzesi’nde günümüz sanat ve tasarım dünyasını yansıtan koleksiyonlar, halk resimleri ve yerel etnografik ürünlerle birlikte sergileniyor. Müze, sanatla zenaat’ı, süreklilikle arayışı aynı ortamda buluşturuyor. Böylelikle, aynı zemin üzerinde, farklı dönemler, farklı teknolojiler ve farklı anlayışlar izleyicinin değerlendirmesine sunuluyor.
Müzede yer alan günümüz sanatına ilişkin perspektif Vakıf Yönetim Kurulu üyesi Ahu Antmen’in önerisiyle oluştu. Buna göre, her yıl 20 sanatçı bölgeye davet edilecek ve üretilen işler bir sonraki yılın sergisini oluşturacak. Sergilenmiş işler ise depo-müzede sürekli sergilenmeye alınacak. Bu bölümdeki sanatçılar, farklı disiplinlerde geniş bir yelpazeyi temsil edecek.
Açılış sergisinde günümüz sanatı bölümünü, Ali Kazma, Alp Sime, Aslımay Altay, Ayşen Urfalıoğlu, Aziz Sarıyer, Beril Anılanmert, Burak Bedenlier, Esma Paçal Turam, Gülay Semercioğlu, Güler Güngör, Kurucu Koçanoğlu, Murat Morova, Mürteza Fidan, Nermin Er, Ramazan Bayrakoğlu, Suzi Hug Levi, Şakir Gökçebağ, Tuğrul Selçuk, Zafer Mintaş’ın işleri temsil ediyor.
Asma Kat Galeri’de ise her yıl bir tasarımcının yerel malzeme çıkışlı tasarımları sergilenecek. Müzenin açılış sergisinde bu bölümde moda tasarımcısı Özlem Süer’in ehram kumaşından tasarladığı giysiler yer alıyor. Burada her yıl farklı bir tasarımcı yer alacak ve her tasarımcı bir sonraki yıl eser verecek tasarımcıyı da belirleyecek.
Halk resimleri koleksiyonu Hüsamettin Koçan tarafından yıllar içinde oluşturulmuş bir toplam… Halk resmi geleneğinin zengin ürünlerinden oluşuyor. Camaltı resimler taşbaskılar, boyamalar, işlemeler bu alandaki zengin belleği yansıtıyor.
Farklı inançları temsil eden eserler bu bölümde yer alıyor. Şahmaran örnekleri destansı bir paylaşımı, Eshab-ı Kef inanışın “koruyucu tılsım” boyutuna ulaşmasını, Amentü Gemisi sonsuz inanışı, Yazı Kuş suret-yazı yolculuğunu, Sır-rı Ali kurban edilişi, Zümrüd-ü Anka ve Dünya Güzeli Fatma ise güzelliği dile getiriyor.
Yöresel ürünler iki önemli grupta toplanıyor. Ehram ve çömlek… Çömlek toprağın derinliğinden, ehram ise göçerlikten besleniyor. Ehram motifleri doğrudan kırsal kültüre, doğaya bağlı, göçer algısını temsil eden yalın çizgili, yüksek beğenili bir dilin zengin örneklerini sunuyor. Ocaklar, zaplar ve küpler, form ve süsleme bakımından geçmişe uzanıyor. Metal örnekler daha çok dini kaynaklı ürünleri bir araya getiriyor. Çoğu bölgeden toplanmış alemler, şifa tasları, ölçüm aletleri metal işçiliğinin ve form algısının çeşitliliğini vurguluyor.

Doğal ortamla dost mimari anlayışı
Müzenin mimari tasarım sürecinde yerel mimarlığın toprak damlı yapı geleneğinin çağrışımlarından hareket edildi. Kavramsal projeyi Metin Koçan ve Hüsamettin Koçan tasarladı. Baksı Müzesi’nin uygulama projesini mimar Sinan Genim gerçekleştirdi
İnşaatın birinci bölümünde dam, bir yaşama ve üretme alanı olarak düşünüldü. Yöreden toplanan kına taşları beton taşıyıcılarla birlikte kullanıldı. İkinci bölüm ise çevredeki dağ siluetine eşlik edecek bir yükselişle, doğal ortamla dost bir anlayış içinde yapı-heykel tasarım anlayışı ile oluşturuldu. Işık kaynağı, yerel kökenli bir tasarım geleneğinden hareketle, tepeden alınarak duvar yüzeyleri boşaltıldı ve sergilenme olanaklarının içe dönük bir atmosfer kazanması sağlandı.

Bayraktar Köyü ve Baksı
80 hanelik Bayraktar Köyü’nde bugün 480 kişi yaşıyor. Son 20 yılın belirleyici unsuru, köyde yüzde 650 oranında bir göç oranının saptanması. Çömlekçilik, dokuma gibi el sanatları bir zamanlar köyün gereksinimi karşılayacak orandayken bugün hemen hemen hiç yok. Mimari gelenek tamamen yok olmuş, marangoz ve taş ustaları gurbete gitmiş. Köydeki geleneksel yapı anlayışının yerini gecekondu almış. Gençler yazın sınırlı ölçüde toprakla uğraşıyor, kışın ise yeterince üretim yapılmıyor.
Bayraktar Köyü’nün eski adı olan Baksı, Kırgız Türkçesi’nde “şaman” anlamına geliyor. Bayraktar Köyü’nün Ay Yokuş bölgesinde bulunan bir ahlat adak ağacı, geçmişten bugüne halk arasında yaygın olarak ziyaret ediliyor. Köyde “cezbe” olarak adlandırılan şamanistik ritüelin bugün de sürdürüldüğü görülüyor. Köyün gündelik yaşamında tılsım olgusu önemli bir yer tutuyor.

Adım adım Baksı Müzesi
2002 Nisan ayında Bilgi Atölye 111’de düzenlenen müze tanıtım sergisi, Baksı Müzesi’nin oluşumuna katkı doğrultusunda gerçekleştirilen ilk adımdı. Bu dönemde Hüsamettin Koçan imzalı 9 özgün baskıyı bir araya getiren “Tılsımlı Eller” koleksiyonu, müzeye gelir sağlamak amacı ile oluşturulan ilk proje oldu.
2003 yılında ise bu kez 19 çağdaş sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen özgün baskılardan oluşan yeni koleksiyon, “Tılsımlı Eller 2” adıyla hayata geçirildi ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde gerçekleştirilen bir sergiyle kamuoyuna duyuruldu.
Baksı Müzesi projesinin gerçekleştirilme sürecindeki en önemli aşamalardan birini 2004 baharında Proje 4L’de düzenlenen “Şaman Güncesi” sergisi oluşturdu. Yöredeki Şaman gelenek ve inançlarının simgesi olan 41 sayısının uğuruna inanan 123 sanatçı, gönüllülük coşkusu ve enerjisiyle bu sergide buluştu. Baksı Müzesi’nin Çağdaş Sanat ve Yerel Sanat Atölyeleri, misafirhanesi, etnografik evi ve yemekhanesinden oluşan ilk bölümü, tüm bu gerçekleştirilen çalışmaların desteği ile 2004 yılında hizmete açıldı.

Baksı Müzesi, 2005 tarihinden itibaren çalışmalarını, o yıl kurulan Baksı Kültür Sanat Vakfı bünyesinde sürdürmeye başladı. Aynı yıl, müzenin atölyelerinde köyde yaşayan genç kızların el becerilerini ve hayal güçlerini yansıtan yorganlar üretildi. Bu yorganların bir kısmı sanatçı Hüsamettin Koçan’ın çizdiği desenler üzerinden hayata geçirildi. 2006 yılında Bayburt Halk Eğitim Merkezi’nde “Nazarlık Yorganlar” başlığıyla sergilenen yorganlar, aynı yıl İstanbul’da Cey Güzel Sanatlar Merkezi’nde Hüsamettin Koçan imzalı “Ayrılık Resimleri” sergisiyle birlikte Baksı Müzesi’ne katkı amacıyla sergilendi.

Baksı Kültür Sanat Vakfı
Çayırlar Mevkii Bayraktar Köyü
69000 Bayburt Türkiye
 www.baksi.org

Mübadele Müzesi

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü çalışmaları kapsamında, Lozan Mübadiller Vakfı ve Çatalca Belediyesi işbirliği ile Türkiye’nin ilk göç temalı müzesi Çatalca’da kuruluyor.

Kasım 2010’da kapılarını ilgililere açacak olan Mübadele Müzesi’ne sandıklarında sakladıkları aile büyüklerinin giyim eşyaları, mutfak aletleri, yazılı belgeler, fotoğraflar ve her türlü anı eşyaları ile herkes katkıda bulunabilir.
3 kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun son 200 yılında kaybedilen topraklarında yaşayan Osmanlılar farklı dönemlerde doğdukları ve yaşadıkları topraklardan göç ettiler...
Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla geçerlilik kazanan Mübadele Sözleşmesi sonucu Türkiye ve Yunanistan arasında yaklaşık iki milyon kişi zorunlu göçe tabi tutulmuş ve doğdukları toprakları kısa sürede terk etmek zorunda kalmıştı.
Nüfusunun yaklaşık yarısı göç kökenli olan Türkiye Cumhuriyeti’nde halen bir “göç müzesi”nin bulunmuyor olması ise bir eksiklikti.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü çalışmaları kapsamında, Lozan Mübadiller Vakfı ve Çatalca Belediyesi işbirliği ile Türkiye’nin ilk göç temalı müzesi Çatalca’da kuruluyor.
Yunanistan’dan Türkiye’ye ve Türkiye’den Yunanistan’a göç eden mübadiller ve onların 1. 2. ve 3. kuşak akrabaları için, karşılıklı göç ve öncesi kültürel ve folklorik yaşam öğelerini korumak, sergilemek ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla gerçekleştirilen Mübadele Müzesi, kapılarını Kasım 2010 ilgililere açıyor...
Mübadele Müzesi’nde Sergilenecek Objeler Evlerimizde Saklanıyor, Şimdi Paylaşma Zamanı!
Mübadeleye tabi tutulan Yunan ve Türk vatandaşlarının, çocukları ve torunlarının, yakınlarının, mübadeleye bir şekilde ilgi duyanlara geçmişi anımsatacak özlem, hüzün ve sevinç duygularının canlanmasını sağlayacak kültürel ilişkileri geliştirecek mekân ve ortamları yaratacak Mübadele Müzesi katkılarınızı bekliyor.
Sandıklarda saklanan aile büyüklerinin giyim eşyaları, mutfak aletleri, yazılı belgeler, fotoğraflar ve her türlü anı eşyaları, müzeye bağış yapanların isimleri ile sergilenecek.
Mübadeleye ilişkin her türlü bilgi, belge ve anı eşyası yer alacak, Lozan Mübadilleri Vakfının sözlü tarih arşivinde yer alan 1. kuşak mübadillerle yapılmış görüşmeler görsel-işitsel olarak izlenebilecek, mübadillerden derlenen mani ve şarkılar sesli olarak dinlenebilecek.
Mübadele öncesinde Rumların yaşadığı Çatalca Kaleiçi mahallesinde yer alacak müze binasının bitişiğindeki meydan Mübadele Meydanı olarak düzenlenecek ve meydana bir de Mübadele Anıtı dikilecek.