İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği projelerinden “Sultan-ı Seyirlik” gösterisi, Sarayburnu Rıhtımı’nda 6 Ağustos Cuma akşamı başlıyor.
Osmanlı yaşantısının, modern sahne sanatlarının bedensel ve sözel anlatım biçimleriyle sahneye aktarıldığı, Sultan-ı Seyirlik gösterileri, mehterler, dansçılar, akrobatlar ve oyunculardan oluşan yaklaşık 100 kişilik bir “oyuncu takımı”yla gerçekleşiyor.
Osmanlı imparatorluğunun pek de fazla bilinmeyen ve aslında toplumsal katılımın ve onayın altını çizen Binbir Gece Masalları’nı anımsatan şenlikleri, 16 Ağustos tarihine kadar Sarayburnu Rıhtımı’nda olacak.
Gösterinin biletleri Biletix’de….
Osmanlı’da gösteri sanatları dendiği zaman ilk bakılacak kaynaklardan birisi saray tarafından düzenlenen şenliklerdir.
Bu eğlenceler, sarayın yanı sıra toplumun çeşitli kesimlerinin işbirliğini ve örgütlenmesini gerektiren toplumsal bir olgu olarak, sarayın iktidarının halkın çeşitli kesimleri –esnaf loncaları, asker ocakları ve tarikatlar- tarafından desteklenmesinin de bir simgesi haline dönüşmüşlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda işbirliği ve toplumsal katılımın en güzel örneklerinden olan Sultan-ı Seyirlik gösterileri, Ramazan Ayı’nda İstanbullularla buluşuyor.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği projelerinden “Sultan-ı Seyirlik” gösterisi, Sarayburnu Rıhtımı’nda 6 Ağustos Cuma akşamı saat 21.00’de başlıyor.
Tarihi Yarımada’da Minyatürler canlanıyor….
Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmeni Beyhan Murphy, böylesine büyük bir projeyi Türkiye’nin ve Devlet Tiyatroları’nın önde gelen Rejisörlerinden Şakir Gürzumar’a ve Modern Dans Topluluğu’nun uzun yıllar neferliğini yapmış olan koreograf Alpaslan Karaduman’a teslim ediyor.
Gürzumar ve Karaduman’ın modern sahne diliyle gerçekleştirdiği şenlikleri yeniden canlandırma amacıyla metinler yazılırken iki önemli unsur göz önüne alındı.
Birincisi minyatür sanatlarının eşsiz görselliğini, bir başka sanat dalı olan sahneye aktarmaktı. Bunun için sahne, giysi ve ışık tasarımcılarıyla sıkı bir işbirliğine gidildi.
İkincisi ise, zengin kaynaklardan bir seçme yaparak, bugünün bakışıyla geçmişin üslubunu yorumlamaktı. Bu da koreografi, hareket düzeni ve oyunculuk rejisi tarafından çözümlendi.
500 Yıllık Geçmiş, 80 Dakikada…
Osmanlı’nın 500 yıllık şenlik geçmişini 80 dakikalık gösteri süresine sığdırmak için, gösteri genelinde çeşitli tarihsel dönemlere dair farklı episodlar şeklinde bir düzenleme yapıldı.
Osmanlı yaşantısı ve tavrının, modern sahne sanatlarının bedensel ve sözel anlatım biçimleriyle sahneye yansıdığı gösteride, mehterler, dansçılar, akrobatlar, oyunculardan oluşan yaklaşık 100 kişilik bir “oyuncu takımı” yer alıyor.
Esnaf kollarının geçitleri, cazgırlar, gezdirilen nahıllar, cihana nam salmış pehlivanlar, at yarışları ve at canbazları, hokkabazlar, rismanbazlar, canbazlar, curcunabazlar, hünerbazlar ve ateşbazların temaşaları, temsili kale kuşatması ve savaşı, köçeklerin raksları, hayvanların temaşaları, Beyoğlu ve Galata gayrimüslimlerinin raksları, hanımların mehtap sefaları, mahalle yangınını söndüren tulumbacılarla görsel bir şölenin sunulacağı etkinliklerin tarihi yarımadada İstanbullulara unutulmaz anlar yaşatması planlanıyor.
6 Ağustos 2010
22 Temmuz 2010
ADALAR MÜZESİ'NE DOĞRU BİR SERGİ
İstanbul Adaları'nın toplumsal tarihini anlatacak "Adalar Müzesi'ne Doğru" başlıklı tanıtım sergisinde Adalılarla buluşuyor.
"Anlatılan Bizim Hikayemiz","Anılar Yok Olmasın,Paylaşılsın,Geleceğe Aktarılsın" sloganları ile hazırlanan sergide,müzenin kalıcı ve geçici sergilerinde kullanılmak üzere belge ve nesneleri bağışlayarak projeye destek vermeleri istenecek.
Adalar Müzesi projesinin ilk önemli adımı olarak
Büyükada’da açılacak serginin tanıtımı Heybeliada, Burgaz ve Kınalı'da da yine iskele meydanlarında yer alacak.
Müze Adalıların belleklerinde önemli bir yeri olan eski Büyükada İlkokulu binasında kuruluyor. İskenderiye Patriği Sofronios'un evi olan bina belediye tarafından satın alınarak 1922 yılından itibaren okul olarak kullanılmaya başlandı. İlk adı Köprülü Mehmet Paşa Numune Mektebi olan okulun adı daha sonra Büyükada İlkokulu olarak değiştirildi. 1967 yılına kadar Büyükada İlkokulu olarak hizmet vermeye devam etti.
Büyükada İlkokulu Adalar Müzesi’nin ana binası olacak. Buna ek olarak yaklaşık bir yıl önce Büyükada’da kurulmuş olan Adaevi başta olmak üzere, Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi, İnönü Evi, Deniz Lisesi Müzesi, Burgazada Sait Faik Müzesi ve ileride müzeye eklemlenecek yeni kültür merkezleri, kütüphaneler, sivil toplum kuruluşlarına ait farklı mekanların da katılımı ile tüm Adalar’a yayılan bir çalışma yürütülmesi planlanıyor. Adalar Müzesi sergi ve etkinliklerinde Adalar’da yer alan iskeleler ve meydanlar dahil olmak üzere açık ve kapalı pek çok mekan kullanılacak.
"Anlatılan Bizim Hikayemiz","Anılar Yok Olmasın,Paylaşılsın,Geleceğe Aktarılsın" sloganları ile hazırlanan sergide,müzenin kalıcı ve geçici sergilerinde kullanılmak üzere belge ve nesneleri bağışlayarak projeye destek vermeleri istenecek.
Adalar Müzesi projesinin ilk önemli adımı olarak
Büyükada’da açılacak serginin tanıtımı Heybeliada, Burgaz ve Kınalı'da da yine iskele meydanlarında yer alacak.
Müze Adalıların belleklerinde önemli bir yeri olan eski Büyükada İlkokulu binasında kuruluyor. İskenderiye Patriği Sofronios'un evi olan bina belediye tarafından satın alınarak 1922 yılından itibaren okul olarak kullanılmaya başlandı. İlk adı Köprülü Mehmet Paşa Numune Mektebi olan okulun adı daha sonra Büyükada İlkokulu olarak değiştirildi. 1967 yılına kadar Büyükada İlkokulu olarak hizmet vermeye devam etti.
Büyükada İlkokulu Adalar Müzesi’nin ana binası olacak. Buna ek olarak yaklaşık bir yıl önce Büyükada’da kurulmuş olan Adaevi başta olmak üzere, Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi, İnönü Evi, Deniz Lisesi Müzesi, Burgazada Sait Faik Müzesi ve ileride müzeye eklemlenecek yeni kültür merkezleri, kütüphaneler, sivil toplum kuruluşlarına ait farklı mekanların da katılımı ile tüm Adalar’a yayılan bir çalışma yürütülmesi planlanıyor. Adalar Müzesi sergi ve etkinliklerinde Adalar’da yer alan iskeleler ve meydanlar dahil olmak üzere açık ve kapalı pek çok mekan kullanılacak.
SANAT LİMANI
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, İstanbul’da sergilerin mekân ihtiyacını karşılamak üzere Ulaştırma Bakanlığı’nın tahsis ettiği Denizcilik İşletmeleri’nin Tophane’deki binalarından Antrepo 5’i İstanbul 2010 AKB SANAT LİMANI adıyla hizmete sunuyor. SANAT LİMANI, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından, İstanbul’da gerçekleşecek olan yerel ve uluslararası sergiler için talep edilen ve kamusal niteliği olan mekân ihtiyacını karşılayacak bir sanat merkezi modeli olarak tasarlandı.
SANAT LİMANI, kamuya ait bir mekânda kalıcı nitelikte bir sergi merkezi modeli sunuyor. SANAT LİMANI yerli ve yabancı sanatçılar ve izleyiciler için İstanbul 2010 sürecinde bir bilgi, iletişim ve buluşma yeri olma işlevini de taşıyor.
Yepyeni Bir Sergi Alanı
Bir yıla yakın süredir devam eden çalışmalar kapsamında Tophane’de bulunan Antrepo binalarından 5 Numaralı binanın 3600m2’lik iki katı sergiler için teknik ve estetik açıdan yenilendi.
Günümüz sergi estetiğine uyan Antrepo niteliği korunarak, altyapısı yenilenen, esnek sergileme duvarlarıyla farklı sergilere, gösteri ve açık oturumlara olanak sağlayan SANAT LİMANI’nın gerçekleştirilmesinde uluslararası çağdaş sanat merkezleri model alındı.
Ulaştırma Bakanlığı tarafından 2010 yılı sonuna kadar kamusal bir sergi alanı olarak İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı etkinliklerine tahsis edilen SANAT LİMANI’nda, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansına başvurmuş ve onaylanmış bağımsız bütçesi olan yerel ve uluslararası sergiler yer alacak.
SANAT LİMANI'N açılışı 30 Temmuzda gerçekleştirilecek.
11 Temmuz 2010
2010 HAYFEST HAYVAN FESTİVALİ
Türkiye’nin en büyük hayvan festivali olacak HAYFEST içerisinde hayvan, çocuk ve doğa temalarını barındırmaktadır. Hayvanların, doğal dengenin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamak ve onların yaşam haklarına karşı sorumluluklarımızı bilmek adına büyük bir hareket HAYFEST.
Çocuk ve doğa teması HAYFEST için çok önemli. Kendinden başka canlıların haklarına saygı duyma, empati çocuklukta edinilen kavramlar… Eğlence, bilgi edinme, sevgi ve sahiplenmenin aynı yerde olduğu bir panayır günü olacak HAYFEST.
18 Temmuzda sivil toplum örgütleri, sanatçılar, uzmanlar, hayvan severler koca bir yumak olacak.
PROGRAM 1 FESTİVAL
Saat: 13:00 - 13:30 HAYDODER Açılış konuşması ve dernek hakkında bilgilendirme.
Saat: 13:30 - 14:00 Müzikal aktivasyonlar.
Saat: 14:00 - 14:45 Kedi yarışmaları.
Saat: 15:00 - 15:45 Köpek yarışmaları.
Saat: 16:00 - 16:45 Tanju ÇOLAK ve Sürprizler.
Saat: 17:00 - 17:20 Pandomim gösterisi.
Saat: 17:30 - 18:00 Hayvan hakları hakkında söyleşi ve program 1 kapanış.
PROGRAM 2 KONSER
Saat: 19:00 - 20:30 Doğa İçin Çal Konseri.
Saat: 20:30 - 21:00 Virgin Radio DJ Performans ve konser açılış.
Saat: 21:00 - 22:00 Zerrin ÖZER Konseri.
Saat: 22:00 - 22:30 Konser Kapanış.
Çocuk ve doğa teması HAYFEST için çok önemli. Kendinden başka canlıların haklarına saygı duyma, empati çocuklukta edinilen kavramlar… Eğlence, bilgi edinme, sevgi ve sahiplenmenin aynı yerde olduğu bir panayır günü olacak HAYFEST.
18 Temmuzda sivil toplum örgütleri, sanatçılar, uzmanlar, hayvan severler koca bir yumak olacak.
PROGRAM 1 FESTİVAL
Saat: 13:00 - 13:30 HAYDODER Açılış konuşması ve dernek hakkında bilgilendirme.
Saat: 13:30 - 14:00 Müzikal aktivasyonlar.
Saat: 14:00 - 14:45 Kedi yarışmaları.
Saat: 15:00 - 15:45 Köpek yarışmaları.
Saat: 16:00 - 16:45 Tanju ÇOLAK ve Sürprizler.
Saat: 17:00 - 17:20 Pandomim gösterisi.
Saat: 17:30 - 18:00 Hayvan hakları hakkında söyleşi ve program 1 kapanış.
PROGRAM 2 KONSER
Saat: 19:00 - 20:30 Doğa İçin Çal Konseri.
Saat: 20:30 - 21:00 Virgin Radio DJ Performans ve konser açılış.
Saat: 21:00 - 22:00 Zerrin ÖZER Konseri.
Saat: 22:00 - 22:30 Konser Kapanış.
ZEYTİNBURNU KÜLTÜR SANAT MERKEZİ'NDE FİLİSTİN FİLMLERİ
Zeytinburnu Belediyesi ve Uluslar arası Kültür ve Sanat Derneği 10-12 Temmuz tarihleri arası Filistin Film Günleri düzenliyor.
Programın detayları ise şöyle:
Kutsal Direniş
Kudüs’te yaşayan Filistinli bir genç adam ile Ramallah’ta yaşayan Filistinli genç bir kadın birbirlerine âşıktır. Genç adam, hasta babasıyla aşk hayatı arasında gidip gelerek, yaşamını sürdürmeye çalışır. Siyasi konumdan ötürü, kadının hareket özgürlüğü İsrail Ordusu’nun iki şehir arasına kurduğu kontrol noktalarında son bulmaktadır.
10 Temmuz Cumartesi günü seans saati: 13.30-17.00
Limon Ağacı
Limon ağaçlarını korumak için İsrail devletiyle mücadele eden Filistinli Selma’nın hikâyesi.
Duvarın İsrail tarafına İsrail Savunma Bakanı bir villa inşa edince, ulusal güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle Selma’nın limon bahçesinin yıkılmasına karar verilir. Hakkını ve limon ağaçlarını korumak için elinden geleni esirgemeyen Selma’nın davası uluslararası bir hadiseye dönüşünce her şey karmakarışık olur.
12 Temmuz Pazartesi seans saati: 17.00-20.00
Beşir'le Vals
Yönetmen Ari Folman bir arkadaşıyla gördüğü bir kâbusu paylaştığında, kâbusun Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla alakası olduğuna karar verirler. 26 tane vahşi köpek rüyasında onu kovalıyordur. Ari, bu konuşmanın sonucunda orada yaşadıklarını hatırlamadığının farkına varır. Bunun üzerine, dünyanın dört bir yanındaki dostlarını ve asker arkadaşlarını arayarak yaşananlar hakkında onlarla konuşur.
10 Temmuz Cumartesi seans saati: 20.00
Zeytinin Hayali
Faris, ninesi, babası, annesi ve kardeşleriyle birlikte Filistin’in Cenin şehrinde yaşar.
Faris, okulunun en başarılı öğrencilerindendir. Faris’in Ninesi Meryem, yeri geldikçe küçükken başından geçen olayları hatırlayıp torununa anlatmaktadır. Birgün Faris, Ninesi Meryem’e sürekli ilgilendiği zeytin fidanının sırrını sorar. Meryem bu fideciği, babasının Ayn Karim’de bir gün tarlada çalışırken kendisine hediye ettiğini anlatır...
12 Temmuz 2010 Pazartesi Seans saati: 13.30
Vaat Edilen Cennet
Çocukluk arkadaşı olan genç Filistinli Khaled ve Said Tel Aviv’de gerçekleştirilecek bir saldırıda intihar bombacısı olarak görevlendirilirler.
Aileleriyle, vedalaşmadan, son bir gece geçirdikten sonra, vücutlarına bağlı bombalarla sınıra götürülürler. Ama operasyon planlandığı gibi gitmez ve birbirlerinin izin kaybederler.
Programın detayları ise şöyle:
Kutsal Direniş
Kudüs’te yaşayan Filistinli bir genç adam ile Ramallah’ta yaşayan Filistinli genç bir kadın birbirlerine âşıktır. Genç adam, hasta babasıyla aşk hayatı arasında gidip gelerek, yaşamını sürdürmeye çalışır. Siyasi konumdan ötürü, kadının hareket özgürlüğü İsrail Ordusu’nun iki şehir arasına kurduğu kontrol noktalarında son bulmaktadır.
10 Temmuz Cumartesi günü seans saati: 13.30-17.00
Limon Ağacı
Limon ağaçlarını korumak için İsrail devletiyle mücadele eden Filistinli Selma’nın hikâyesi.
Duvarın İsrail tarafına İsrail Savunma Bakanı bir villa inşa edince, ulusal güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle Selma’nın limon bahçesinin yıkılmasına karar verilir. Hakkını ve limon ağaçlarını korumak için elinden geleni esirgemeyen Selma’nın davası uluslararası bir hadiseye dönüşünce her şey karmakarışık olur.
12 Temmuz Pazartesi seans saati: 17.00-20.00
Beşir'le Vals
Yönetmen Ari Folman bir arkadaşıyla gördüğü bir kâbusu paylaştığında, kâbusun Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla alakası olduğuna karar verirler. 26 tane vahşi köpek rüyasında onu kovalıyordur. Ari, bu konuşmanın sonucunda orada yaşadıklarını hatırlamadığının farkına varır. Bunun üzerine, dünyanın dört bir yanındaki dostlarını ve asker arkadaşlarını arayarak yaşananlar hakkında onlarla konuşur.
10 Temmuz Cumartesi seans saati: 20.00
Zeytinin Hayali
Faris, ninesi, babası, annesi ve kardeşleriyle birlikte Filistin’in Cenin şehrinde yaşar.
Faris, okulunun en başarılı öğrencilerindendir. Faris’in Ninesi Meryem, yeri geldikçe küçükken başından geçen olayları hatırlayıp torununa anlatmaktadır. Birgün Faris, Ninesi Meryem’e sürekli ilgilendiği zeytin fidanının sırrını sorar. Meryem bu fideciği, babasının Ayn Karim’de bir gün tarlada çalışırken kendisine hediye ettiğini anlatır...
12 Temmuz 2010 Pazartesi Seans saati: 13.30
Vaat Edilen Cennet
Çocukluk arkadaşı olan genç Filistinli Khaled ve Said Tel Aviv’de gerçekleştirilecek bir saldırıda intihar bombacısı olarak görevlendirilirler.
Aileleriyle, vedalaşmadan, son bir gece geçirdikten sonra, vücutlarına bağlı bombalarla sınıra götürülürler. Ama operasyon planlandığı gibi gitmez ve birbirlerinin izin kaybederler.
10 Temmuz 2010
Tatarlı – Renklerin Dönüşü
Antik Çağ ahşap boyama sanatının günümüze ulaşmış en önemli örneklerinden Tatarlı Tümülüsü’nün mezar odası , İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla ilk kez Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’nde sergileniyor. Bu muhteşem eser, M.Ö. 5. yüzyılda Anadolu’da yaşamış insanların hayatı ve inançları hakkında önemli bilgiler veriyor.
Yazılı kaynaklardan bilindiği kadarıyla ahşap üzerine boyalı resimler antik çağda çok yaygındı. Ancak ahşap, çürüyüp yok olan organik bir malzeme olduğundan nadiren günümüze ulaşabilmektedir. Uzun yıllar nemli toprak içinde kalıp günümüze ulaşabilen boyalı ahşaplar yalnızca ufak parçalardan ibarettir. İşte bunlar göz önünde bulundurulduğunda, M.Ö. 470’lerde inşa edilen Tatarlı Tümülüsü’ndeki mezar odasının binlerce yıl sonra sağlam şekilde günümüze ulaşması gerçekten bir mucizedir. Ancak bu kez de kaçak kazı yapan kişiler, arkeologlardan önce davranıp bilimsel araştırma yapılamadan bu mezarı da yağmalamışlardır.1969’da antikacılar tarafından kışkırtılan köylüler, Afyon’un Dinar ilçesine bağlı Tatarlı kasabası yakınında bulunan tümülüsün mezar odasına girmeyi başardılar. Yağmacılar bekledikleri gibi değerli ölü hediyeleri bulamadılar çünkü bu mezar, daha antik çağda açılmış ve daha sonra başka gömüler için kullanılmıştı. Hayal kırıklığına uğrayan kaçakçılar duvardan en az iki boyalı ahşap kalası kesip götürdüler. Geriye kalan kirişler Eylül 1970’de bir kurtarma kazısıyla Afyonkarahisar Müzesi’ne getirildi. Muhtemelen, 1969’daki kaçak kazıda kesilen, iyi korunmuş iki boyalı kiriş Münih’de Bavyera Eyalet Arkeoloji Koleksiyonu’nda 2004 yılında Münih Üniversitesi Klasik Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Lâtife Summerer tarafından bulundu. Bilimsel çalışmalar sonunda kirişlerin Tatarlı’ya ait olduğu kanıtladıktan sonra, Lâtife Summerer ve ETH Zürih, Tarihi Yapıları Araştırma ve Konservasyon Enstitüsü’nden Dr. Alexander von Kienlin, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sıkı bir işbirliği içinde, 40 yıl önce tamamen tahrip edilmiş bu mezar odasını tekrar ayağa kaldırmak için bir proje başlattı. Yurtdışına kaçırılan bütün friz parçalarının geri getirilmesini de kapsayan restorasyon projesiyle, yalnızca bu eşsiz eserler bilime kazandırılmıyor, Türkiye’de kültür varlıklarının korunmasına da büyük bir katkı sağlanmış oluyor.
2500 yıl boyunca hemen hemen hiç bozulmayan Tatarlı ahşapları, son kırk yıl içinde büyük ölçüde tahrip edildi. Bu nedenle mezar odasının tekrar ayağa kaldırılması, yüzlerce parçanın birleştirilmesi, orijinal malzemeye yapılan yeni eklemeler ve yapay bir çelik konstrüksiyon sayesinde mümkün olabildi. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın maddi desteği ile beş restoratör ve iki lisans öğrencisi ahşapları sağlamlaştırmak ve boyalı mezar odasına ait mevcut tüm bilgileri toplamak için aylarca çalıştılar. Bütün bu zahmetli çalışmalara rağmen mezar odasının 1969’dan önceki halinin geri getirilmesi imkânsızdır.
Tatarlı projesi arkeoloji, mimarlık, restorasyon ve konservasyon, bilimsel analiz ve bilgisayar yöntemlerini bir araya getirerek antik çağ ahşap boyama sanatı ve altyapı tekniği hakkında bir çok yeni bilgi üretti. Bu nedenle sergi, yalnızca bu eşsiz eserin çıktığı topraklara geri getirilmesini değil, solmuş renklerin de geriye dönüşünü konu alıyor. Ahşap üzerindeki boyalar yalnız ince tabakalar halinde kalmış ve renkler büyük ölçüde solmuş. Buna rağmen özgün resimler üstünde hiçbir rötuş veya renklendirme yapılmadı. Ancak resim kompozisyonlarının daha iyi algılanabilmesi için bilimsel ve teknolojik araştırmalara dayanarak bazı frizler yeniden kopya edildi. Bu replikalar ziyaretçilere orijinal resimlerle karşılaştırma ve böylece daha fazla renk ve figür algılama olanağı veriyor. Persler ve İskitler arasındaki savaş, bir cenaze alayı ve Herkül’ün Geryoneus serüveni gibi sahneleri gösteren etkileyici resimler yalnızca sanatsal açıdan değil tarihi açıdan da ilginçtirler. Düzinelerce figürün yer aldığı sahneler M.Ö. 5. yüzyılda Anadolu’da yaşamış insanların hayatı ve inançları hakkında önemli tarihi bilgiler veriyor.
Yazılı kaynaklardan bilindiği kadarıyla ahşap üzerine boyalı resimler antik çağda çok yaygındı. Ancak ahşap, çürüyüp yok olan organik bir malzeme olduğundan nadiren günümüze ulaşabilmektedir. Uzun yıllar nemli toprak içinde kalıp günümüze ulaşabilen boyalı ahşaplar yalnızca ufak parçalardan ibarettir. İşte bunlar göz önünde bulundurulduğunda, M.Ö. 470’lerde inşa edilen Tatarlı Tümülüsü’ndeki mezar odasının binlerce yıl sonra sağlam şekilde günümüze ulaşması gerçekten bir mucizedir. Ancak bu kez de kaçak kazı yapan kişiler, arkeologlardan önce davranıp bilimsel araştırma yapılamadan bu mezarı da yağmalamışlardır.1969’da antikacılar tarafından kışkırtılan köylüler, Afyon’un Dinar ilçesine bağlı Tatarlı kasabası yakınında bulunan tümülüsün mezar odasına girmeyi başardılar. Yağmacılar bekledikleri gibi değerli ölü hediyeleri bulamadılar çünkü bu mezar, daha antik çağda açılmış ve daha sonra başka gömüler için kullanılmıştı. Hayal kırıklığına uğrayan kaçakçılar duvardan en az iki boyalı ahşap kalası kesip götürdüler. Geriye kalan kirişler Eylül 1970’de bir kurtarma kazısıyla Afyonkarahisar Müzesi’ne getirildi. Muhtemelen, 1969’daki kaçak kazıda kesilen, iyi korunmuş iki boyalı kiriş Münih’de Bavyera Eyalet Arkeoloji Koleksiyonu’nda 2004 yılında Münih Üniversitesi Klasik Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Lâtife Summerer tarafından bulundu. Bilimsel çalışmalar sonunda kirişlerin Tatarlı’ya ait olduğu kanıtladıktan sonra, Lâtife Summerer ve ETH Zürih, Tarihi Yapıları Araştırma ve Konservasyon Enstitüsü’nden Dr. Alexander von Kienlin, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sıkı bir işbirliği içinde, 40 yıl önce tamamen tahrip edilmiş bu mezar odasını tekrar ayağa kaldırmak için bir proje başlattı. Yurtdışına kaçırılan bütün friz parçalarının geri getirilmesini de kapsayan restorasyon projesiyle, yalnızca bu eşsiz eserler bilime kazandırılmıyor, Türkiye’de kültür varlıklarının korunmasına da büyük bir katkı sağlanmış oluyor.
2500 yıl boyunca hemen hemen hiç bozulmayan Tatarlı ahşapları, son kırk yıl içinde büyük ölçüde tahrip edildi. Bu nedenle mezar odasının tekrar ayağa kaldırılması, yüzlerce parçanın birleştirilmesi, orijinal malzemeye yapılan yeni eklemeler ve yapay bir çelik konstrüksiyon sayesinde mümkün olabildi. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın maddi desteği ile beş restoratör ve iki lisans öğrencisi ahşapları sağlamlaştırmak ve boyalı mezar odasına ait mevcut tüm bilgileri toplamak için aylarca çalıştılar. Bütün bu zahmetli çalışmalara rağmen mezar odasının 1969’dan önceki halinin geri getirilmesi imkânsızdır.
Tatarlı projesi arkeoloji, mimarlık, restorasyon ve konservasyon, bilimsel analiz ve bilgisayar yöntemlerini bir araya getirerek antik çağ ahşap boyama sanatı ve altyapı tekniği hakkında bir çok yeni bilgi üretti. Bu nedenle sergi, yalnızca bu eşsiz eserin çıktığı topraklara geri getirilmesini değil, solmuş renklerin de geriye dönüşünü konu alıyor. Ahşap üzerindeki boyalar yalnız ince tabakalar halinde kalmış ve renkler büyük ölçüde solmuş. Buna rağmen özgün resimler üstünde hiçbir rötuş veya renklendirme yapılmadı. Ancak resim kompozisyonlarının daha iyi algılanabilmesi için bilimsel ve teknolojik araştırmalara dayanarak bazı frizler yeniden kopya edildi. Bu replikalar ziyaretçilere orijinal resimlerle karşılaştırma ve böylece daha fazla renk ve figür algılama olanağı veriyor. Persler ve İskitler arasındaki savaş, bir cenaze alayı ve Herkül’ün Geryoneus serüveni gibi sahneleri gösteren etkileyici resimler yalnızca sanatsal açıdan değil tarihi açıdan da ilginçtirler. Düzinelerce figürün yer aldığı sahneler M.Ö. 5. yüzyılda Anadolu’da yaşamış insanların hayatı ve inançları hakkında önemli tarihi bilgiler veriyor.
Yerebatan Sarnıcı'nda Venedik Rüyası
Su Üstünde Avrupa İstanbul 2010 Şenliği kapsamında, İtalyan cam sanatçılarının yapıtlarından oluşan "Venedik Rüyası" sergisi ziyarete açıldı.
Çağdaş sanatı galerilerden sadece belli bir sanatsever grubun dışına çıkarmak ve her kesimden halka yaymak hedefiyle kurulan ve UNESCO tarafından da desteklenmekte olan Artlifefortheworld’un başkanı Simonetta Gorreri’nin sanat yönetmenliğinde hayata geçen ‘Venedik Rüyası’ sergisi, İtalya’nın ünlü cam sanatçılarının işlerini Yerebatan Sarnıcı’nda İstanbul sularıyla buluşturuyor.
Maria Grazia Rosin, Candida Ferrari, Heidi Bedenknecht DeFelice ve Cristiana Moldi Ravenna’nın farklı türde cam materyallerle çalıştığı eserler, özel video yansıması ve müzik eşliğinde aydınlatılıyor.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Uluslararası İlişkiler Direktörü Esra Nilgün Mirze Bu proje kapsamında 4 elementi buluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Mirze, "bu 4 elementin tamamı camda mevcut. Venedik Rüyası projesi, Venedik gibi bienal ve görsel sanatların geliştirilmesinde öncü bir kentle İstanbul’u buluşturdu. Kardeş şehirler olan İstanbul ve Venedik arasındaki kültürel bağların gelişmesine de katkıda bulundu. 4 İtalyan sanatçının yapıtları, Yerebatan Sarnıcı’nın tarihsel, çağdaş ve modern etkileriyle, büyüleyici bir atmosfer yaratıyor" dedi.
Açılışına, İspanya’nın İstanbul Başkonsolosu Enrique Romeu Ramos ve Venedik Belediyesi Kültür Danışmanı Tiziana Agostini’nin de katıldığı sergi, 31 Temmuz’a kadar gezilebilecek.
Çağdaş sanatı galerilerden sadece belli bir sanatsever grubun dışına çıkarmak ve her kesimden halka yaymak hedefiyle kurulan ve UNESCO tarafından da desteklenmekte olan Artlifefortheworld’un başkanı Simonetta Gorreri’nin sanat yönetmenliğinde hayata geçen ‘Venedik Rüyası’ sergisi, İtalya’nın ünlü cam sanatçılarının işlerini Yerebatan Sarnıcı’nda İstanbul sularıyla buluşturuyor.
Maria Grazia Rosin, Candida Ferrari, Heidi Bedenknecht DeFelice ve Cristiana Moldi Ravenna’nın farklı türde cam materyallerle çalıştığı eserler, özel video yansıması ve müzik eşliğinde aydınlatılıyor.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Uluslararası İlişkiler Direktörü Esra Nilgün Mirze Bu proje kapsamında 4 elementi buluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Mirze, "bu 4 elementin tamamı camda mevcut. Venedik Rüyası projesi, Venedik gibi bienal ve görsel sanatların geliştirilmesinde öncü bir kentle İstanbul’u buluşturdu. Kardeş şehirler olan İstanbul ve Venedik arasındaki kültürel bağların gelişmesine de katkıda bulundu. 4 İtalyan sanatçının yapıtları, Yerebatan Sarnıcı’nın tarihsel, çağdaş ve modern etkileriyle, büyüleyici bir atmosfer yaratıyor" dedi.
Açılışına, İspanya’nın İstanbul Başkonsolosu Enrique Romeu Ramos ve Venedik Belediyesi Kültür Danışmanı Tiziana Agostini’nin de katıldığı sergi, 31 Temmuz’a kadar gezilebilecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



